dibini gördüm yaşamın, küçük çakıl taşlarından ibaretmiş...

Sandıktaki Sevgili Hırsız

İnsanları bazen rüyalar sevindirir ve korkutur. Ancak rüyalar bir haliyle hayatımızda geçici de olsa bir etkiye sahip olurlar. Ya hırsızlar… Vakıa şu ki hırsızlar rüyadan daha da korkutucu ve tehlikeli olabilirler. Tabi ki insanın başına bir de komik olaylara sebep olan hırsızlık olayları da vardır. Öylesi durumları da olay geçtikten bir vakit sonraları haz alarak anımsarız.

 

İşte “Sandık” isimli öykü kitabı da yoğun rüyalara bir nevi boğulur gibi olsa da kitabın kurmacasını esasıyla sevgili hırsız oluşturuyor.

 

Leyla Mihrinaz Engin’in Roza yayınları arasında çıkan (2014) Sandık isimli öykü kitabının konusu hırsızla boşanmış bir kadın arasında geçiyor. Sandık’ın konusuna gelince; “Bir hırsız dul bir kadının evine girer. Kadın ressamdır ve kadınla hırsız akşamları kendi evinde buluşmaya başlarlar. Hırsız lambanın açık olmasını istemez. Karanlıkta buluşmalar ve konuşmalar öykünün bitimine değin sürer. Hırsız Sinan ressam Sinem’i yapıp sergilediği tabloları gizli gizli seyrederek çözer.

 

Kadın bir gün pazardan kendisine ayna satan adamla karşılaşır satıcı bu kez kadına ahşap işlemeli bir sandık gösterip satmak ister. Sandık kadını geçmişine götürür ve eski sandıklarını hatırlatır, rüyalar görür.

 

Rüyaların kadında bıraktığı hisler ve ruhunda duyduğu aşk…

 

İnsan tanımadığı birine ilgi duyar mı? Sinem tanımadığı sevgili hırsızına ilgi ve güven duymaya başlıyor. Boşanmış kadın, kadınlar ve haliyle bu kadınlar bir araya geliyorlar böyle olunca da feminist bir bakış açısı olmasa da bu haliyle kitap; toplumda çeşitli nedenlerle erkeklerden ayrılan kadınlara bir yönüyle ayna tutuyor. Şu satırlarda bunu kısa da olsa niteler sanırız; “Toplumda ayrılan kadınların yaşamı gerçekten zor, erkekler onlara rahat yaşama alanı tanımıyorlar maalesef.” (sh.46)

 

Udi hırsız ile Sinem arasında yakınlaşma sürer. Kadın sürekli rüyalar görür, rüyalarını da resme dönüştürmek ister. Hırsıza olan sevgi bağı aşka dönüşür. Güven duygusunun gelişmesi hırsızın kadına evinin anahtarını vermesine neden olur. Kadın gündüz hırsızın evine girer bir duvarda duvarın yarısını kaplayan kendi fotoğrafını görür, şaşkına döner. Bu fotoğrafla birlikte Sinan’ın kendisini çok önceleri tanıdığını anlar. Kadın masanın çekmecelerini açar ve kendine yazılmış postaya verilmemiş bir yığın mektuplar görür. Zarfların üzerinde kadının eski ve yeni ev adresleri yazılıdır. Sevgili hırsızın hayatı boyunca kendisini takip ettiğini düşünür. Kafasında sorular belirir. Kadın hırsızın kendisini yıllardır gizlice sevdiğini anlar.

 

Sevgili hırsız reddedilmesine rağmen yirmi yıllık bir aşkla sevmektedir. Ve hırsızla kadın bir akşam odanın karanlığında yine buluşurlar. Sevgili hırsız lambayı yaktığında kadın adeta donup kalır. Hikâyenin bu kadarını belirtmekle iktifa edelim.

 

Sandık’ta kadın hakları ve kadınlara yönelik cinsel saldırılar da olmak üzere kadınların yaşadıkları sosyolojik ve psikolojik açmazlar anlatıcı aracılığıyla aktarılmış.

 

Toplumda kadına şiddet ve taciz olayları üzülerek belirtmeliyiz son yıllarda artmaya başladı.

Bu artan olaylar nedeniyle korumasız hale gelen kadınlar mağdur olmaktalar. Kitap bir bakıma bu yaşanmışlıkları gündeme getirmesi açısından önemli addedilebilir. Ancak bazı kadınların olaylara bakışının oldukça radikal bir tarafının olduğunu de belirtmeliyiz.

 

Kadınlara değer; her türlü baskı ve şiddet maruz bırakılmadan, iffet ve namus değerlerinin de gözetilmesi gerektiğin altını çizerek, bazı empozelerin de yapılmadan verilmelidir. Kadın hakları gündeme geldiğinde kadın erkek eşitliği gündemi işgal etmeye başlıyor bu düşünce her iki taraf için de meyle neden olmaktadır. Kadın erkek bir noktada birleştiğinde sevgi ve saygı ortamı sağlandığında bir çözüm yolu bulunur diye düşünüyoruz.

 

Kadın yazarlarla ilgili olarak yazar Metin Celal’in şu tespitlerini de dikkate değer görüyoruz:

 

“Kadınların sıradan yaşadıkları sayılabilecek olaylar, incir çekirdeğini doldurmayacak kuruntular, sıkıntılar, çaresiz dertlere çözüm arama çabaları… Özellikle de kadın yazarların çokça itibar ettiği konular bunlar. Yazılması da gerekli kuşkusuz ama yinelene yinelene sıkıcı olup önemsenmeme, hatta okunmama tehlikesini de barındırıyor içinde. Çünkü bildik olanı yeniden anlatmak mümkündür de okutmak kolay değil. Okutabilmeniz için bir farkındalık yakalamanız gerekiyor. Dilde, üslupta, biçimde bir yenilik olmadan sürekli aynı konuları okutmak mümkün değil.” (Cumhuriyet kitap eki, s.1254) “Sandık”, kadınlara dikkat çekmekle birlikte konusu farklı bir öykü kitabıdır. Ancak öykü kitabı uzun bir hikâyeden ziyade yetersiz de olsa roman havasında yazılmış bir kitap olduğu görülüyor.

 

Müştehir Karakaya ve LeylaMihrinaz Engin Hanım’la buluştuğumuzda Müştehir Hoca’nın tespiti yerinde idi; “Bu hikâyeden çok yarım kalmış bir romandır. Kişiler ve kurguyla biraz daha geliştirilerek bir roman olabilirdi.”

 

Sandık; hırsız ile kadın arasında geçen iki kişilik (bu yönüyle de) ilginç bir öyküdür. Bu hikâyede kadın ile hırsızın gönül ilişkisinin anlatımı bana her nedense Canan Tan’ın (Ateşten Küle; Eroinle dans’taki) üslubunu hatırlattı. Öykü anlatım ve konu itibariyle akıcı ancak hırsızın ifşası bu hikâyenin tek merak unsurudur denilebilir.

 

Sandık, Leyla Mihrinaz Engin, Roza Yayınevi, İstanbul 2014, 80 s.

İnsanları bazen rüyalar sevindirir ve korkutur. Ancak rüyalar bir haliyle hayatımızda geçici de olsa bir etkiye sahip olurlar.

Yorumlar

Yorum Gönder

 

Son Yorumlar

istanbulu Tataroğlu

(Erda Güncesi / Günce - 2004)

Doğa ile ,doğa hareket ve ...

Sukran Cetinkaya

(Bu Sen Değilsin)

Sen ask abidesisin gercekten ...

Nurullah ULUTAŞ

(Bu Sen Değilsin)

Güzel yürekli ...

Aynur Engin

(Bu Sen Değilsin)

Şiirane dökülen ...

Seval serttaş

(Bu Sen Değilsin)

Yıllarca şiir okuyan ve de ...

Tweeter

Facebook

Leyla Mihrinaz Engin: Harf harf hece hece kelime kelime yanmak gerek...

ÇAĞDAŞ MEDYA | Basın | Yayın | Reklamcılık |