dibini gördüm yaşamın, küçük çakıl taşlarından ibaretmiş...

Medya ve Din

Bir İnceleme ve Araştırma çalışması olan Medya ve Din Kitabı ile medyanın dinler üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri kaleme alınmıştır. Medyanın dinler üzerindeki etkisi düşüncesiyle on beş yazarın, değişik medya alanları üzerinde geniş inceleme ve araştırma yaparak okuyucuya sunmuş olduğu Medya ve Din kitabını yazar ve konularını ayrı ayrı incelemekte fayda vardır.  Çünkü konu yazarlar arasında itinayla bölüşülmüş, her bir yazar kaleme aldığı konu hakkında çarpıcı bilgiler sunmuştur.

 

İlk etapta yazarların dini bilgilerinin veya inanç şekillerinin ne olduğu okuyucuyu düşündürebilir, ancak kitapta ilerledikçe konuların bağımsız, yazarların kendi fikirlerini katmadan konuyu aydınlatıcı bir üslupla kaleme almış olmaları kitabı daha bir önemli kılmaktadır.

 

Bu anlamda, Medya ve Din kitabını inceleme ve tanıtmanın en iyi yolunun, kaleme alınan her bir konuya kısaca değinmek olduğunu düşündüm.

 

Medyanın Din Bilgisi-Yusuf ÖZKIR

 

Birçok kaynaktan yararlanarak Medyanın Din Bilgisini kaleme alan Yusuf Özkır, her bir televizyon kanalının ve gazetenin, kendi dini fikir ve bilgileri çerçevesinde halka bilgi vermeye çalıştıklarını ama yeterli dini bilgiye sahip olmadıklarını iddia eder.

 

Yazar, ideolojik ve ekonomik kaygılar taşıyan medyanın tek yönlü hatta yanlış dini bilgiler empoze ettiğini, kitleler üzerinde önemli bir etkiye sahip olan medyanın din konusunda bilgilenmesi, din uzmanlarından destek alması gerektiğini kaleme alır.  Bu bağlamda geçmiş tarihlerde, gerek televizyon gerekse gazetelerde kaleme alınan yazılardan örneklemeler yapan yazarın, Hürriyetin 2012 yılı Ramazan ayında yayınladığı iftar mönüsündeki şu bilgi oldukça çarpıcıdır; Baharatlı Tavuk Izgara yemeği için önerilen malzemeler arasında 8 çorba kaçığı beyaz şarap… Bu ifade bile, medyanın dini değerlere ya duyarsız ya bilgisiz ya da yönlendirici olduğunu gözler önüne sermektedir.

 

Milli Sinemacıların İkinci Döneminde Sinema ve Din-Yalçın LÜLECİ

 

Yazar, 1960 yıllından bu yana Sinema Sanatında işlenmeye çalışılan “Din” içerikli filimler üzerinde araştırmalar yapmış, Milli Sinema Akımı kurucusu Yücel Çakmakçı’nın şu sözlerine yer vermiştir; Milli Sinema, Milli Kültürün sinema diliyle anlatılmasıdır… Bu değer hükümleri ilim, sanat ve dindir.

 

Bu anlamda Milli Sinemacıların taşıdığı misyonun, meşruiyet kazanması söz konusudur. Özellikle 1990 yılından sonra “ Sanat bir gaye içindir” söyleminde bulunan İslami Araştırmacılar Vakfı (İSAV) ,dini, sanat yolu ile topluma kendi bildikleri, yorumladıkları ve doğru buldukları ölçüde icra etmeye başlar.

 

Sinema sektörü, sinema yolu ile batılaşmaya eleştiri, burjuva yaşantısını aşağılamaya çalışarak, solcuları, feministleri, seküler aydınları dinden tamamen kopmuş göstererek, seyirciye dini yaşamı ideal tercih haline getirmeye çalışır.

 

Sinema sektörünün, “din” konularında 1960 ve 2005 yılları arasında gerek toplumun değişim sürecinden gerekse iktidarın değişken ideolojisinden etkilendiğini kaleme alan yazar,1970 ile 2000 yılları ile 2000 yılı sonrası filmlerin içerik açısından değiştiğini, eski filmlerde sert, despot ve ürküten, 2000 sonrası ise daha hoşgörülü, çağdaş bir tutum ile dinin empoze edildiğini kaleme alır.

 

Yücel Çakmakçı ve Mesut Uçakan’ın çekmiş olduğu filmlere genişçe yer veren yazar, bu filmlerin toplum üzerindeki olumlu-olumsuz etkilerine değinir. Politik söylemlerin yer aldığı tarikat içerikli “Anka Kuşu” filmi, iyi imam tiplemeleriyle toplum üzerinde etki yaratan “The İmam” ve Mehmet Tanrı Sever’in çekmiş olduğu “Hür Adam” filmleri bunlara örnektir.

 

Televizyon Dizilerinde Dinin Temsili-Ferhat ZENGİN

 

“İnsanın gelişimini etkileyen birçok çevresel ve içsel neden vardır ama görsel medya kendi iç dinamikleri bakımından bireyi ve kültürel yozlaşmayı en fazla etkileyen araçlardır.” Diyen yazar, televizyonun insanlar üzerindeki etkisini ve dizi müptelalığını toplumsal bir sorun olarak görür.

 

Ferhat Zengin, okuyucuya dizilerin olumlu ve olumsuz etkilerini sunmaya çalışırken, Medya ve Din kitabı içerisinde yer alan diğer yazarlara oranla kendi fikirlerine daha çok yer vermiş daha yumuşak bir yazım üslubuyla, diziler yoluyla dinin etkisiz ve ticarileştirildiğini anlatmıştır. Din’in tanımı üzerinde detaylıca duran yazar, özellikle 2000 yıllarından sonra Türkiye’de egemen gücün yapısından kaynaklı değişikliklerin de dizi sektörüne yansıdığını, ATV kanalının 2008 yılından sonra muhafazakâr kimliğe sahip Çalık Grubuna geçmesi ile kanalın dini anlamda farklı bir hava empoze ettiğini vurgular.

 

Yazar, ATV Kanalının yerli dizisi olan, Şule Yüksel Şenler tarafından kaleme alınan Huzur Sokağı Romanının diziye uyarlanmasına genişçe yer verir. Başlarda dini karakterlerle ve tam da yazarın istediği tiplemelerle çekilen dizinin, daha sonraki bölümlerinde gerek kılık kıyafet ve gerekse vermek istediği mesajlarda çelişkiler olduğu görülmüştür. Huzur Sokağı dizisinde ilk kez türbanlı bir başkahramanın olması dikkat çekicidir.

 

Yazar, dizilerin çok izleniyor olmasının toplumsal yapıyla alakalı olduğunu, birçok kanalda çok da dini içerikli dizilerin olmadığını, özellikle muhafazakâr kanallarda dini içerikli diziler yayınlandığını belirtmiştir.

 

Yazar, dizi sektörünün ekonomik kaygılar taşıdığını, bu yüzden modern yaşamın, seküler bakışın gerisinde kalamadığını, toplumsal değerlerin yanlış kullanıldığını ifade eder.

 

Muhafazakâr Moda Dergileri ve Din-Meryem OKUMUŞ

 

Moda dergileri ile din arasındaki ilişkiyi kaleme alan yazar, moda dergileri üzerinden medya ve din ilişkisini, tesettür modasını, popüler kültür ve tüketim kültürü ekseninde modern İslami yaşamın nasıl şekillendiğini, moda sektörünün kar amacı güderek muhafazakâr ama modern giyim şeklini erkeğe, özellikle de kadına nasıl empoze edildiğini birçok dergiyi inceleme yoluyla okuyucuya sunmuştur.

 

Yazar, tüketim olgusu ile moda üzerinden ince hesaplar yapan sektörün, “sürekli tüket” vurgusu yaparak, “israf haramdır” öğretisine ters düştüğünü anlatır. Gerek medyada gerekse mecmualarda dini simgelerle modernleşen, markalaşan bir akım, muhafazakâr kesimi de etkisine almış durumdadır.

 

2013 yılında başörtü yasağının kalkması ile kadınlarda yaşamsal anlamda, hem iş hem de gündelik hayatlarında bir rahatlamanın söz konusu olduğunu vurgulayan Meryem Okumuş yazısında, Osmanlı döneminden bu yana yayınlanan moda ve kadın içerikli dergilere geniş bir yer verir. Gerek mecmua gerekse internet siteleri aracılığıyla dini isimlerle yayınlanan dergilerin, kadın kitlesi üzerinde ki etkisine değinilir. Muhafazakâr moda dergilerinin aynı zamanda dini bilgiler içeriyor olması kadınları çekiyor. 2013 yılından sonra en yüksek tiraja sahip dergiler bu yolla kadını tüketime sevk etmektedir. Özellikle  Ala ve Aysha dergileri bu konuda çok daha başarılı, hastane, çanta, mücevher, tekstil malzeme, mobilya reklamlarına geniş yer vermektedir.

 

Karikatürlerde Dinin Temsil Biçimleri- Tuğçe ERTEM

 

Teknolojik gelişmeler görselliğin yükselişini de beraberinde getirmiştir diyen Tuğçe Ertem, görsel medyadaki karikatür sanatına değinmiştir. Görsel medya ile topluma hitap eden televizyon, video, bilgisayar, telefon, fotoğraf makinesi, sinema gibi unsurların yanında yazım ve çizim ile kendini ifade eden karikatür sanatı da dini bilgileri topluma vermeye çalışan argümanlardan biridir. Dergi, gazete ve sosyal medya aracılığı ile kendini topluma enjekte eden karikatür, kültürel anlamda da toplumu temsil edebilmektedir.

 

Karikatür sanatının, “Çizgiler yoluyla mizah yapma yöntemi” olduğunu kaleme alan Tuğçe Ertem, kendisine ayrılan bölümde görsel, işitsel,  yazımsal sanata ve kültüre detaylıca bakarak ve birçok kaynaktan yararlanarak tarafsız bir duruş ile karikatür sanatı yoluyla verilmek istenen dini mesajlara dikkati çekmeye çalışır.

 

Türkiye de yayınlanan birçok dergiyi inceleyen yazar, dergilerin basıldığı dönemi ve dergilerin halka yansıyış şeklini de kalem alır. Özellikle Çaylak Dergisi, Gırgır, Limon, Leman, 1980 yılı sonrası Pişmiş Kelle, Ustura, Nankör, Deli, Parazit, Sinek, Cafcaf, Yorgan, Eros dergilerini sıralamak mümkün.

 

Mizahı kullanarak dini değerleri, kutsal tanrıları, duayı, kadını hafife alan, dinin kusurlarını, eksikliklerini çizgilerle topluma enjekte etmeye çalışan bu sanat, dindarlarca pek hoş karşılanmadığından, çoğu zaman ağır eleştirilere hedef olmuştur. Küfürbaz ve çirkin çizimlerle işlenen dini figürler ve söylemler, belli çevrelerce dine karşı saygısızlık ve suç kabul edilmiştir. Hatta karikatürün günah olduğunu iddia edenler de çıkmıştır.

 

Bir Danimarka gazetesinde Hz. Muhammed’in karikatürüne gösterilen tepki, halkın %73’nün bu tür yayınların önlenmesi gerektiğini düşündüğünü ortaya çıkarmıştır. Kutsal değerlere saldırı olarak düşünülen, bu anlamda Türkiye’de yayınlanan Gırgır Dergisi, bir dönem gözlem atında tutulmuştur. Başlarda kadın-erotizm temalarla yola çıkan dergi sonradan dini söylem ve çizgilerle tepki toplamıştır.

 

Tarikat ve Cemaatlerin Alternatif Medya Stratejileri-Haldun NARMANLIOĞLU

 

Haldun Narmanoğlu, kendisine ayrılan bu bölümde, tekke ve zaviye, tarikat ve cemaat faaliyetlerinin toplum üzerindeki etkisini sosyal medyayı kullanarak yaymaya çalışma yöntemini, bu yolla vaaz, sohbet, soru-cevap, dini müzik aracılığı ile ses kayıtları ve dergilerle enjekte edilmek istenen din öğretilerini kaleme almıştır.

 

Yazar, tarikat önderlerinin, Osmanlı döneminden bu yana devlet merkezli dini söylemlerin, iletişim biçimi ve iletişim araçlarını kullanmadaki stratejileri üzerinde durmuştur. Toplumda buluşma, birleşme hedefini güden cemaat ve tarikatçılar, Süleymancılar, İskender Paşa, İsmail Ağa ve Nurcular olarak kendilerini tanıtmaya başlamış ve kendilerine bir kitle oluşturmuşlardır. Değişik inanç şekillerine sahip şeyh-mürit, hoca –molla, üstat-şakirt-baba-derviş inanç önderleri ve müritleri düşüncelerini yayma amaçlı, gazete, kitap ve dergilerden yararlanmaktadır. Yazıda adı geçen Türkiye gündeminin de takipçisi olduğu önde gelen tarikatlarla ilgili detaylı bilgi veren Narmanoğlu’nun incelemiş olduğu tarikatlara kısaca değinmekte fayda vardır;

 

Süleymancılar; Kuran’ın Arapça lafzının unutulacağı kaygısıyla, mevcut şartlarda İslamiyet dininin  kaybolacağı  korkusuyla yola çıkmış, modern Türkiye’nin dini anlamda değişme arzuna ayak diremiştir. Bu düşüncelerine özellikle yoksul ve kırsal kesim insanlarından taraftar bulmuşlardır. Toplumdan dışlandıklarını hisseden, muhafazakâr İslamcı kesimlerden oluşan bu kitlenin hedeflerinden biri de Kuran-ı Kerim kurslarını yaygınlaştırmaya çalışmaktır.

 

Öncüsü Nakşibendi geleneğine bağlı bir din adamı olan Süleyman Hilmi Tunahan’dır.

 

Medya aracılığı ile değil de insani iletişimlerle yayılmaya çalışmıştır.

 

İskender Paşa Cemaati; Mustafa Feyzi Efendi etrafında oluşturulan İskender Paşa Cemaati,  İskender Paşa Cami merkezinde genişleme imkânı bulur. İllegal faaliyet gösteren cemaat, Ünv. Öğrencilerini, geleneksel aileleri de yanına alarak, dini eğitimin katı kurallarla dayatıldığı dönemlere tepki olarak örgütlenmiştir.

 

İnsanlarla yüz yüze iletişim yoluyla yayılmaya çalışır. 1980 yılından sonra kitle iletişim teknolojisinden yararlanmayı hedef alır.

 

Medya aracılığı ile dergâh geleneğini modernleştirerek, cemaatin etkisini artırmaya çalışır.

 

İsmailoğlu Cemaati; Nakşibendi kültürüne bağlı kalarak sözlü, yazılı ve iletişim araçları ile yayılmayı hedefler. Kurucusu, Şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu’dur.

 

Dini bilgilerin, devlet merkezli ulemalar tarafından, topluma yanlış ve eksik verildiğini iddia ederek yola çıkan cemaat, televizyon, kitap, radyo, dergi ve sosyal ağlarla geniş bir kitleye yayılma fırsatı bulur.

 

Nur Cemaati; toplumda en çok konuşulan ve tartışılan cemaatlerdendir. Yazılı kültürden yararlanmıştır. Said Nursi’nin kaleme aldığı eserlerin geniş kitlelere yayılması ile toplumda geniş bir yer alır. Kitapların müritlerince çoğaltılarak, basılması ve topluma dağıtılması büyük bir ağın oluşmasına sebep olur.

 

Günümüzde teknoloji yoluyla Said Nursi irsaliyeleri sosyal ağlar üzerinde dinletilerek yayılmaktadır.

 

Said Nursi’nin ölümünden sonra talebeleri arasında neo nurcular diye adlandırılan grup, Fettulah Gülen cemaatini oluşturur. Gülen Cemaati, medyanın tüm imkânlarını kullanmaktan geri kalmayıp, yüz yüze iletişim ile geniş kitlelere ulaşır. Özel iletişim merkezi olan dershanelere ve ışık evlerine önem verir. Takipçileri, sosyal ağın yanı sıra bu mekanları ibadet, okuma ve tartışma alanı olarak kullanırlar.

 

Turgut Özal dönemi sonrası liberal politikalarla beraber Gülenciler, gazete, radyo, televizyon, internet alanını hem görsel hem işitsel anlamda kullanmaya başlar.

 

Tüm tarikatlardaki gaye; devlet merkezli dinin, halk dini “Halk İslami” olarak, kendi inandıkları yöntem ile topluma yayma çabasıdır. Bu uğurda ilk etapta insani iletişim yoluyla, yüz yüze iletişimi, ardından “metin yazımı” ve modernleşen yaşam ile teknoloji ve medya araçlarından yararlanmışlardır.

 

Çevrimiçi Dinsel Nefret Söylemi- Betül ONAY DOĞAN

 

Yazar, Din ve Medya kitabında kendisine ayrılan bölümde, gelişen teknoloji kanallarıyla, yayılmaya çalışılan dinin dijitalleşmesini kaleme alır.

 

İnternet yoluyla, Sünni ve Şii Web sayfaları aracılığı ile cemaatlerin seslerini topluma duyurmaya çalıştığını, kitle yarattığını ve kısmen de başarılı olduklarını kaleme alan yazar, cemaatlerin birbirlerine takındıkları olumsuz tavır, hakaret ve olumsuz içerikli mesajların kitle üzerindeki olumsuz etkilerini incelemiştir.

 

İnternet üzerinden Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanların dua taleplerinde bulunması, taraf toplamaya çalışması, karşı din mensuplarına hakaret içerici, aşağılayıcı tavırlar takınması toplumu olumsuz etkilemektedir.

 

Medya ve Din kitabı aracılığı ile ayrımcılık, önyargı ve ötekileştirmeye dikkat çekmeye çalışan Doğan, okuyucuya sunmuş olduğu, Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisinin, Kutsal Değerlere Hakaret Nefret Söylemi Hakkındaki 1805, 2007 numaralı tavsiyeleri okunmaya değerdir.

 

Dini Müzik ve Medya- Mehmet GÜLNAR

 

Dini müzik ve din dışı müzikler hakkında tarihi şekillenmelerle süre gelen şiir, ses, söz, müzikal aletler hakkında inceleme ve araştırmalar yapan Gülnar, Sanat Musikisi, Türk Sanat ve Klasik Türk müziğinin şekilleniş mekânlarını sofi tekkelerine, Mevlevihanelere bağlar. Dini müziklerin ilk icra yerleri bu mekânlardır.

 

Gelişen iletişim ve teknoloji araçlarının “kültürel kapitalizm” belirlemesiyle, müzik sektöründe de din üzerinde yapılmaya çalışılan, yanlış veya eksik hesapların medya yoluyla empoze edilmesi kaleme alınmıştır. Yazar, dini müziğin, ilk icra edildiği yer ile medyada sunulduğu yer arasında müzikal bir deformasyon olduğuna dikkatleri çekmektedir.

 

Televizyonda ilk dini yayın “Kuran-i Kerim’in” okutulmasıyla başlar.

 

Medyanın kendi yayınlarında nitelikten çok beğenilirlik arıyor olması ile dini müziklerde de çıkar gözetildiği ve her an değişebilirlik olabileceği fikrini ileri süren yazar, İslami popüler müzikleri, kategorilerine göre ayrı ayrı incelemiştir.

 

İslami popüler müzikler; İslami pop, İslami rap, İslami arabesk, İslami türkü, İslami özgün olarak sınıflandırılarak, tanımlamalar yapılmıştır.

 

Medyadaki Alevilik ve Alevilerin Medyası- Nihal KOCABAY ŞENER

 

Aleviliğin oluşumuna, yayılması ve Alevilik inancının karşılaştığı sorunlara değinen Kocabay Şener, 1990 yıllarından önce medyada Alevi Kültürüne hiçbir şekilde yer verilmediğini, 1990 yılından sonra özelleşen televizyonlarda kısmen Aleviliğe değinildiğini, hem Sünni hem de Alevi inancının yanlış aktarılıyor olmasının toplumda düşünce ve fikir karışıklıklarına sebep olduğunu kaleme alır.

 

Son zamanlarda televizyonlarda Alevilik ile ilgili konuşan bazı şahısların Alevi olmadığını, buna rağmen Alevilerin bu şahıslara karşı sessiz oluşlarının Alevilere has değerli bir tutum olduğunu vurgulayan yazar, İslami ve Milliyetçi medyanın Cem ve Ehlibeyt vakıflarına ait etkinliklere yer vermesini çelişkili bulur. Çünkü bu iki kuruluş özü itibariyle Alevilik Kültürüne ters, bilakis Aleviliği Sunnileştirmeye çalışan yandaş bir taktiğe sahiptir.

 

TRT, Alevilikle ilgili yayın konusunda sürekli geri durmuştur, 1997-1998 yıllarından sonra bir değişikliğe giderek, Alevilik Kültürü üzerinde durmuş ancak yapılan yayınlar daha çok asimilasyona hizmet etmiştir.

 

Din ve Medya kitabı aracılığı ile medyada Alevilik algısının yanlış ve eksik olduğunu, yayın yoluyla Alevilik inancının değiştirilip dönüştürülmeye çalışıldığına genişçe yer veren Kocabay Şener, aynı zaman da Alevilik inancı ile ilgili yayın yapan Alevi medya kuruluşlarına da değinmiştir. Bu anlamda, Yol Tv, TV10, Barış TV, Cem Medya öncülüğünde açılan Cem Tv, aracılığı ile Aleviler kısmen de olsa karşılaştıkları haksızlığı dillendirebiliyor ve seslerini duyurmaya çalıştıklarının vurgusu yapılmıştır.

 

İnternet siteleri aracılığı ile kitleye seslenen Alevilik inancı, Abdal Kültür Derneği adına Alevi Haber Ajansı kurarak, sloganlarla varlıklarını duyurmaya çalışır.

 

Reklamlarda Dinsel Sembollerin Kullanımı- Gülay ÖZTÜRK

 

Din ve Medya kitabının bu bölümünde yazar Gülay Öztürk, Reklam sektörünün, dinsel sembolleri, dinsel içerikli hikâye ve karakterleri kullanılmaya başlamasıyla, pazardan pay kapmaya başladığını kaleme alır.

 

Reklam yoluyla, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerindeki semboller kullanılarak, pazarlama uzmanlarınca dini inançlar baz alınarak, marka, mağaza, eğlence, mekan, ev hayvanı, ulaşım gibi unsurlarla kitle bulma yolları denenmiştir. Bu anlamda sembolik etkileşim kuramında taktikler denenmiş ve başarılı olunmuştur.

 

Toplumu etkilemek için dinsel içerikli görseller veya mesajlar kullanıldığını aktaran yazar, sembollerin her ülkede ve her ayrı inançta daha farklı taktiklerle sergilendiğini, buradan da kitle yapılarının birbirinden farklı olduğunun anlaşıldığını okuyucuya sunmaktadır.

 

Yazar, duyular ve ruhsal yapı baz alınarak, dini inançlar kullanılarak, medya yoluyla empoze edilmeye çalışılan ve hedefine ulaşan satış tekniklerini, tüketime yönelik bir toplum yarattığı düşüncesiyle, doğru bulmamaktadır.

 

Marka Sadakati Yaratmada Dinin Rolü-Gözde ÖYMEN KALE

 

“Günümüzde teknolojik gelişmeler, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan sektörel değişimler ve küreselleşme her alanda olduğu gibi markalar dünyasında da etkisini göstermektedir.” Diyen yazar, hızlı gelişim ile yeni marka, yeni markalar arası rekabet pazarlama sektörünü de zorlayacağı için, ürünlerde farklılık ve artı özellikli satma taktiği dayattığını belirtmektedir.

 

Tüketici bir topluma dönüşüyor olmamız, markaya sadakatten ziyade anlık karar dayatacağından “marka”nın benimsetilmesi de satıcıyı zorlayacaktır. Daha çok kar amacı güden sektörün, dini ritüellerden yararlanmayı hedef aldığını vurgulayan Öymen Kale, dindarlık kavramı ile tüketici davranışı üzerinden marka kültürü dayatmaya çalışan emperyalist gücün, medyayı çok bilinçli kullandığını ifade etmiştir.

 

Medya sektörünün de dindar insanlarda “marka sadakati” öğesini yakaladığını, buna yönelik pazarlama stratejisi geliştirdiğini belirtmiştir. Kullandığı simgelerle, terim ve sembollerle, yarattığı markalar, tüketicinin kültürel yapısından, cinsiyetine, çalışma koşullarına, yaşadığı mekâna kadar sızmış ve başarılı olmuştur.

 

Tüketiciye zaman tasarrufu, bağımlılık (alışkanlık oluşturmak), marka imajı vererek sosyal tercihi belirlemek, dinlerden esinlenerek, dindarlık kavramını yaratan bu tüketim alanı tamamen kar gözetmektedir.

 

Din ve Medya kitabında, marka sadakati ve din etkileşimi konusuna genişçe yer veren Gözde Öymen Kale, markaların dinlerden esinleneceği on iki temel faktör üzerinde durmuştur. Bu faktörler şunlardır;

 

-İleriyi Gören Vizyon Yaratma

 

-Rekabetin Gücü

 

-Özgürlük

 

-Tutarlılık

 

-Mükemmellik

 

-Semboller

 

-Gizem Yaratma

 

-Ritüeller

 

-Duygusal Cazibe

 

-Hikâyeye Sahip Olma

 

-Misyonerlik 

 

Mezhep Farklılıkları ve Medya Tezahürleri –Mustafa CANBEY 

 

Din ve Mezhep konuları üzerinde geniş bir araştırma yapan yazarın “giriş” kısmında belirtmiş olduğu Arap Baharı- Irak ve Suriye’de yaşanan olaylar sonucunda kimin kazandığı sorusu oldukça çarpıcıdır. Din ve mezhebi kullanıp çatışmalara yol açan, dünyayı yöneten bir egemen gücün varlığının aşikâr olduğunu vurgulayan Canbey, kitle iletişim araçlarını aktif bir şekilde kullanan birçok din ve mezhep öncülerinin, iletişim yoluyla kendi yaptıkları olumlu ya da olumsuzlukları yaymaya çalıştıklarını ve bir taban kazandıklarını kaleme almıştır.

 

“Hem medyanın dine ve mezheplere olan ilgisi, hem de din ve mezheplerin medyaya olan ilgisinden bir etkileşim söz konusudur.” Diyen yazar, bu uğurda geleneksel medya ve sosyal medyanın etkin bir şekilde kullanıldığını vurgular.

 

Yazar din ve mezhebi şöyle tanımlar. “Din, bütün mezhepler için üst şemsiye konumundadır… mezhep, dinler arasındaki farklılaşmaların, kurumsallaşması neticesinde ortaya çıkan, beşeri ve toplumsal nitelikli oluşumlardır.” Özellikle Orta Doğu da, Irak, Pakistan, Tunus, Afganistan, Suriye, Lübnan ve İran’da yaşanan mezhep çatışmalarına dikkati çeken yazar, Sünni ve Şii çatışmasında her iki mezhebin de Müslüman olup çatışıyor olmasının, binlerce insanın öldürülmesinin, birbirlerinin kutsal mekânlarına saldırıyor olmalarının, sivil halkın çıkarlarının gözetilmediğinin, mezhep öncülerinin çıkarlarını gözetiyor olmasına ve arka planda çıkarı olan devletlerin inançlar üzerinde hesaplar yaptığına dikkatleri çekmektedir.

 

Çeşitli kaynaklardan yararlanarak, Medya ve Din kitabında kaleme alınan Mezhep Farklılıkları ve Medya Tezahürleri içerik olarak diğer konu başlıklarından farklı durmaktadır. Yazar, Suriye’de ki savaşa değinerek Hizbullahçıların Suriye’ye destek olma düşüncesiyle medyadan nasıl yararlandıklarını, nasıl geniş bir kitleye yayıldıklarını kaleme alır. Ve yine medya aracılığı ile “ayaklanma simgesi” olan Zeynep El Husnî isimli kız ile ilgili olaya değinerek medya yolu ile yapılan manipülasyona dikkat çeker.

 

Din Görevlilerinin Sosyal Medya Kullanım Alışkanlıkları- Hakan AYDIN/Metin EKEN

 

Medya ve Din kitabının son inceleme ve araştırma konusu olan Din Görevlilerinin Sosyal Medya Kullanım Alışkanlıkları bölümünde, özellikle sosyal medyanın kitleler üzerindeki hızlı etkileşimine yer verilmiştir.

 

“Yeni Medya” “Sosyal Medya” gibi kavramlara geniş yer verilerek İnternet, Facebook, Twitter ve Youtube yoluyla kamu kuruluşlarını da içine alan geniş bir iletişim ağı olduğu ve büyük bir aktiviteye sahip olduğuna değinilmiştir.

 

Söz konusu iletişim ağlarından yararlanan Diyanet, sosyal medyaya hadis dersleri vermeye, din adamlarına internet ve sosyal ağların gerekliliği ve önemi konusunda vurgular yapmaya başlamıştır.

 

Hakan AYDIN ve Metin EKEN, kendilerine ayrılan bölümde, birçok analiz ve anketlerle, internetin iletişimdeki yeri, kullanım alanları, kullanım süreleri, sosyo-demoğrafik özellikleri, kullanım sıklığı, kullanım nedenleri gibi özellikleri istatistiklerle okuyucuya sunmuştur.

 

Araştırmaya göre din görevlileri arasında yapılan ankette, Medya Kullanım oranı %53’tür. Bu da medyanın büyük oranda benimsendiğini gözler önüne sermektedir.

 

Özetle;

 

Tüm yazarların araştırmalarını birçok kitap ve kaynaktan yararlanarak yapmış olmaları, Din ve Medya kitabı özelinde konunun önemini bir daha düşündürtmektedir.

 

Medya ve Din kitabı genel anlamda, Medyanın dinler üzerindeki etkisi ve özellikle 1980 ve 1990 sonrası dinin medya üzerindeki etkisine genişçe yer vererek okuyucuyu bu anlamda bilgilendirmekte dir.

 

Medya ve Din kitabı yazarları, kendilerine ayrılan konuyu oldukça sistematik incelemiş, “Medya” ve “Din” kavramlarını ayrı ayrı tanımlayarak bütünselleştirmişlerdir. Ancak, sadece Sünni inancın ve Alevilik inancına yer verilmiş olması, Anadolu’da yaşayan diğer inanç gruplarını olumsuz bazda düşündürebilir.

 

Kitabın arka sayfasında yer alan “Yazarların Özgeçmişleri” bölümü isabetli olmuştur.

 

Kitap konu uzmanlarınca, titizlikle ve sorumluluk bilinci ile kaleme alınmıştır. Yazarların kendi dini düşüncelerini katmadan, objektif değerlendirmelerde bulunması kitabı değerli kılmaktadır.

Bir İnceleme ve Araştırma çalışması olan Medya ve Din Kitabı ile medyanın dinler üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri kaleme alınmıştır.

Yorumlar

Yorum Gönder

 

Son Yorumlar

istanbulu Tataroğlu

(Erda Güncesi / Günce - 2004)

Doğa ile ,doğa hareket ve ...

Sukran Cetinkaya

(Bu Sen Değilsin)

Sen ask abidesisin gercekten ...

Nurullah ULUTAŞ

(Bu Sen Değilsin)

Güzel yürekli ...

Aynur Engin

(Bu Sen Değilsin)

Şiirane dökülen ...

Seval serttaş

(Bu Sen Değilsin)

Yıllarca şiir okuyan ve de ...

Tweeter

Facebook

Leyla Mihrinaz Engin: Harf harf hece hece kelime kelime yanmak gerek...

ÇAĞDAŞ MEDYA | Basın | Yayın | Reklamcılık |