dibini gördüm yaşamın, küçük çakıl taşlarından ibaretmiş...

Geçmiş Gibi Eksik

“Uygar dünya yeni şehirler, yeni anlatım yolları bulmaya çalışırken ve dünya yeni olana bir tarih, bir kültür mirası yaratmak için çabalarken, bölgemizde tüm insanlık tarihi için bir esin, bir cazibe kaynağı olan kültür mirasımızın zamanımızı da zincirlemiş bu pervasız ve vicdansız yöneticiler tarafından katledilmesi ne kadar acı!” Mehmet Uzun

 

Ve yine her bir dizesinden bilgelik akan, tarihi öğretiler kokan, derin suskunluk ve sayfalar arasına sıkışmış bir öfke ve esrik kelimelerle kanaya kanaya kaleme alınan Mücahit Altuner ve Tahir Elçi’ye atfolan  “geçmiş gibi eksik” adlı bir şiir kitabı…

 

Şahin Altuner, her şair gibi umudu kırık, boynu bükük, ürkek, çekingen adımlarla aralıyor şiir kapağını ama beyne inen balyoz, bedene vurulan neşter ve ruha şırınga edilen afyon gibidir her dizesi. Kemikleşmiş hezeyan ve patlamak için zamanını bekleyen bir öfke gibidir sabrı…

 

“bahar şarkısı” şiiri, çığlığın sesidir, haykırışın, gökleri sızıp mürekkep dolu bulutlarla ak kâğıda dökülmesidir, “incinmiş yüreğe ekilmiş çiçek” derken şair.

 

“bakiye” şiirinde, lirik bir akış vardır.  Okuyucu olarak sizi etkileyecek olan dize en son dizedir. “kâğıtlara sığmıyor o çocukların cesedi,” derken, toplumsal yaşantıya bir gönderme var ancak şiirin hiçbir dizesi aleni değildir. Kendi içine gömülen ve kendisiyle sayıklar gibi görünen şairin acısı “çocuk ve göçebe” şiiriyle ayyuka çıkmış gibidir.

 

İmla kurallarına bakılmaksızın yazılan şiirlerinde sadece (?) soru işaretinin olması okuyucuya “dur! düşün! cevapla!” der gibidir.

 

“geçmiş gibi eksik” şiir kitabı, siyah beyaz fotoğraf karelerini andırmaktadır. Şair, her ne kadar deşifre etmemişse bile şiirin yaşadığı coğrafya hakkında ipuçları vermektedir. Coğrafyanın acısı, kavgalı devinimi ince ince dokunan halı gibidir. “yağmurlu havalarda düşlüyorum en çok kaybolmayı/dağın kahrıyla giyinik bir öfke gibi yüzünde salınmayı,” derken “gidiş” şiirinde, tarihin sırrını ele vermektedir. Ahmet Arif’in “yarasını dostuna gösterir gibi/öyle içten/öyle derin” mısralarını anımsatacağı kesindir.

 

Fakirlik, yoksulluk, itilmişlik, çocuk ölümlerinin boy gösterdiği, ulu orta düşünen sosyalist insanların sokaklarda vurulduğu bir coğrafyada “çocuk” ve “sokak” kelimelerinin çokça kaleme alındığı dizeler ilgiyi çekmektedir.

 

“haki gömleğimle imbatlar kışın kardeş olurdu”, derken “hesap seansı” şiirinde şair, siyasi kimliğini ifşa etmiştir. Çünkü biz haki rengini devrimcilere, Deniz Gezmiş, Ahmet Kaya, İbrahim Kaypakkaya, Yılmaz Güney ve diğer devrimcilere yakıştırdık hep. Ve belki de bundan sonra biz haki rengini Tahir Elçi’yi yâd ederken giyineceğiz. 

 

Şiirlerine doğanın nerdeyse her karesini taşıyan şair şu mesajı verebilmektedir: doğayı doğal olanlar anlar ve yaşar.  “dilim eski bir kuyu, ruhum incir ağacı/ ay ışığında durmuşum sanki” dizelerinin yer aldığı “incir ağacı” şiirine şiir severseniz eğer şiire şiir yazasınız gelir… Şiire şiir…

 

“ölü çocuklar balladı” şiirinden kulaklarınıza dengbêjlerin def tınısı gelir. Vurulup yatan bir yiğide yakılan ağıtların sesi gelir.

 

Neredeyse her şiirinde “çocuk” kelimesi geçen şairin, çocuklar adına gelecekle ilgili üzüntü ve endişe duyduğu aşikârdır. Yaşam ve yaşayana kaygı duyan şair her şiirinde kaygısına kalemi batırıp ak kâğıda dökülmüş gibidir.

 

“şehir için lirikler” şiiri on iki kısa şiirden oluşur. Tabiri caizse özbe özdür. Şair, deniz kenarında kumdan kaleler yapan çocuk, usanmadan denizköpüğüne karşı ıslak kuma yazı yazan Halil Cibran gibidir…

 

Nazım Hikmet’in şiirlerinden bildiğimiz devrik şiir tarzından cümleler ile şiir yazmayı tercih eden Altuner’in “unutmak için üç şiir” dizelerinde soru işaretiyle yazılan “susmak kalbine mi güvenmektir en fazla?” dizesi okuyucuya en az on dakika bir soluk aldırıp düşünme ve cevap bulmaya sevk edecektir.

 

“pus” şiiri bir yargı şiiridir. Kan ile sulanan coğrafyanın gelecek ile ilgili yanılgısı, sırtından vuruluşudur. Okuyucu olarak bir kez okumakla kalmayıp bir daha, bir daha yüksek sesle kendinizi sağır edercesine dökülecektir dilinizden.

 

“geçmiş gibi eksik” şiir kitabının ikinci yarısından sonra başlayan “ruh analizi” başlığı altında harflerle sıralanmış yirmi altı şiir, artık her (duyguya) öfke patlamasına, her anarşik düşünceye, her umutsuz beklentiye, yolda bırakılmışlığa, birer üç nokta mahiyetindedir. Varın siz doldurun üç noktaya sığamayacak sonsuz uzunluktaki cümleleri.

 

“gücenmiş derler gömdüğün kalbinle konuşunca

payesi olur gönülsüz koşan atların seğirdiği neyse”

 

 “geçmiş gibi eksik” kitapta yer alan şiirlerin toplamından geçmişe yönelik bir eksiklik ve geçmiş gibi geleceğin de eksik olacağı hissine kapılmamak elde değil ve eksik olacak olan nedir? Şairin de hazin bir şekilde kaleme aldığı, çocukların geleceği, özgürlüğe dair beklenti, düşünen beyinlerin ulu orta vurulacağı, tarihin her an ihanet edeceği, her insan bir dünya iken su parasından da ucuz niyetlere gideceği, özgürlüğün tüm coğrafya ve dünya insanlarının boğazına bir lokma ekmek gibi takılacağı eksiklikler…

 

“yürürken öğrenirsin acı çekmenin de bir adabı var”

“Uygar dünya yeni şehirler, yeni anlatım yolları bulmaya çalışırken ve dünya yeni olana bir tarih, bir kültür mirası yaratmak için çabalarken, bölgemizde tüm insanlık tarihi için bir esin, bir cazibe kaynağı olan kültür mirasımızın zamanımızı da zincirlemiş bu pervasız ve vicdansız yöneticiler tarafından katledilmesi ne kadar acı!” Mehmet Uzun

Yorumlar

Yorum Gönder

 

Son Yorumlar

Hamide ulutaş

(Kadın ve Dize / Şiir - İngilizce (Çeviride))

Yüzlerce kitap okudum leyla ...

Emine ERDOGDU

( Sezai Karakoç’un Leylâ ile Mecnun’u)

Su an bu kitabi okuyorum. Tek ...

İzzettin Oktay

(DENGBÊJLİK VE MEHMET UZUN)

Dengbêjlerden ilham alan ...

Aynur Engin

(Memê Alan Destanı)

Çocukluğum da annem ile ...

misafir

(“Sesi Tutsak Edemezsiniz” O Muhteşem Hayatınız)

Leyla hanim tek kelimeyle harika ...

Tweeter

Facebook

Leyla Mihrinaz Engin: Harf harf hece hece kelime kelime yanmak gerek...

ÇAĞDAŞ MEDYA | Basın | Yayın | Reklamcılık |